#2 Mayıs 10, 4:37 pm
Konuya, haliyle başından başlamakta yarar var diye düşünüyorum. Başından başlarsak sonunu bitirebiliriz.


1960`tan öncesini görme ve bilme şansım olmadığı için 1923-1960 arasını Büyüklerimden, yani Rahmete ermiş Dedelerim, babaannem, anneannem`den dinlediğim masallarla, gerçek hayat hikâyeleriyle yetiştik.

Birde meraklı bir çocuk olduğum için kendilerine, onların çocukluk ve gençlik hallerini, yaşadıklarını, gördüklerini sorar, merakımı giderir ve onlardan yaşamları hakkında bilgiler alırdım.


O zamanlar, vakit mefhumu çok genişti, Yaşlılar, işsiz, biz çocukların geçim dertleri olmadığı için, onlarla çok güzel hoşça vakitler geçirir, onlarda bizlere, bıkmadan usanmadan bizlerle çocuk olup olanı biteni anlatırlardı.


Birgün Rahmetli Anneanneme, dedim, ben senin kocanı yani dede`mi hiç görmedim. sadece birtek fotoğrafı vardı. onu seyrederdim, siyah-beyaz üzerinde siyah çuhadan elbise takım aynı cinsten, başında fes, palabıyık 30 yaşlarında bir adam..


-Oğlum derdi, dede`nin bu son fotoğrafı, bu fotoğraftan sonra ince hastalığa yakalandı, onu kısa sürede kaybettik dedi. ve sonra başladı anlatmaya..


-Ben 27 yaşımda dul kaldım. Annen 3 yaşındaydı, küçük teyzen 1 yaşındaydı, diğer 2 teyzende araları 2`şer yaşla 4 kızımla beraber, birde benim tek erkek kardeşim 17 yaşındaki dayınla tek başımıza kaldık. o zamanlar çok fakirlik vardı.


-Allah razı olsun, Rahmetli Atatürk, Bursa`ya Merinos fabrikasını açtığı zaman oraya işçi olarak, nerede işsiz, fakir fukara varsa ustaların öğretmenliği ile bizleri fabrikaya aldırdı.

-Ben 1938 yılında merinos fabrikasına çalışmaya başladım, çok geçmedi Atatürk`ün 10 kasım`da ölüm haberini aldık, 1938`de Atatürk rahmetli olmuştu, orada tam 7 yıl zor şartlar altında çalıştım, sonunda, dayın çalışmaya para kazanmaya başladı, teyzenler büyüdü onlar fabrikalarda çalışmaya başladı ondan sonra ben işi bıraktım.


-Atatürk`ün ölümü bizleri çok üzdü. O fabrikayı yaptıktan sonra Bursa`da kısa sürede işsizlik azaldı, daha başka işyerleri açıldı, sonraları, ( Sonralarını zaten ilerki yaşlarda ben bilmeye, öğrenmeye, görmeye başladım.) ve sonra gözleri yaşla dolarak anlatmaya devam etti.


-Ah oğlum, oku, adam ol, bizler cahildik, hep ezildik, ne derlerse onu yaptık, ne verirlerse onu aldık. Tam 7 yıl, sabah 7 akşam 7 çalışır, birde Mollaarap nere? Merinos Fabrikası nere? Sabah bir elimde sefer tası, diğer elimde camekanlı yağ kandili, ayağımda kışın cizlabet lastik ayakkabı, yazın tahta takunya terlikle 7-8 km yolu yayan gider gelirdik.

Mahalleden 2 kız arkadaşımla beraber sabah 6`da karanlıkta yola çıkar, akşam 8`de karanlıkta eve gelir, 4 küçük kızla, annenleri besler uyutur, sonra onlara ertesi günü için yemek hazırlar, onların eşyalarını yıkar bahçeye asar, gece geç vakitler yorgun bitkin yatar 4-5 saat uykuyla işe gider gelirdim.


Görüyorsunuz arkadaşlar, Atatürk`lü yıllar nasılmış? Yan gelip yatmak varmıymış?


O zamanlar, servis ne gezer, o zamanlar yemek dahi verilmez herkes evinden elinde sefer tasıyla işe gelir tam 12 saat hiç durmadan çalışırlarmış.


O yıllarda Merinos`ta çalışan sayısı sadece 300 kişi, o 300 kişiyle fabrika üretimde söz sahibi olmuş Merinos markası tüm Dünya`da ismini duyurmuş.


Sonra ne olmuş? Malum yıllar yılları kovaladıkça,( burada kısa olarak bahsedecem)

300 kişinin büyük üretim artışı ve Devlete hiç yük olmadan hazineye para getiren fabrika, çalışan sayısı 3(bin) yanlış duymadınız 3Bin`e çıkartılmış, gelen yandaşını sokmuş, torpil girmiş, kısa zamanda bırakın kendi masrafını çıkarmasını, Bizim vergilerimizle orada çalışanların yüksek meblağlı maaşlarını karşılamak için devlet habire para basmak zorunda bırakılmış.. Heryıl Devleti Milyarlarca zarara sokmuşlar.


Neden özelleşiyoruz? işte bu yüzden, Devlet malı deniz yemeyen keriz düşücesinde olanlar için özelleşiyoruz.


Bazılarının çalışmadan bizim cebimize ellerini sokmamaları için özelleşiyoruz.


Hele, Sendikalar kurulduktan sonra bu azgınlıklar daha da ileri gitmiş..


Ne tesadüfdür ki..!! Yıllar yıllar sonra 1981 yılında evlendikten sonra, rahmetli kayın pederimin merinos`un tam karşısında bulunan evine taşındım.


2004 yılında artık zararın altından kalkılamayacağı anlaşılınca fabrika tümüyle kapatıldı, ve kapatılana kadar da, şimdiki tekel işçileri gibi, yıllarca hiç çalışmadan hemde yüksek maaşlarla orada çalışıyor görünenler, yan gelip yatarak maaş aldılar, sonunda da gene haybeden emekli olup büyük tazminatlar alarak ayrıldılar.


Ve sonunda kapatıldıktan sonra bugünkü haline gelene kadar tam 4 yıl mezbelelik, insanın içini parçalayan bir görüntüyle sabah akşam o fabrikayla yüzyüze gelirdik.


Taaa, 1981`den 2008`e kadar o muhit çilekeş bir muhitti, O birtürlü Belediye`ye Muhalefet tarafından devredilemeyen Merinos fabrikası, sonunda yıkıldı,


O Yeşil Bursa`mızın göbeğinde kalan koca araziyi görmeyenlerin şimdiki halini görmelerini isterim.


Okadar güzelleştiki, mahallemize yepyeni bir hava geldi, çok modern parklarla binbir çeşit çiçeklerle ve de bir bölümü korunarak güzel görünüme kavuşan fabrika kısmı da Avrupa`da dahi eşi benzeri olmayan Kültür merkeziyle görülmeye değer bir yer oldu.


Merinosla ilgili yazacaklarım daha bitmedi, son yıllarındaki yaşanan vurgunlarıda burada dile getireceğim. şimdilik burada kesiyor, saygılarımı sunuyorum.
ÇALIŞIYOR GÖRÜNME, GÖRÜNMEDEN ÇALIŞ...


İbrahim Kadeş
Tüm zamanlar GMT +3 olarak ayarlı. Zaman şu an 7:24 am.