ANILARIMLA,, ÜLKE'MİZ GEÇMİŞTEN BUGÜNLERE NASIL GELDİ???
#1 Mayıs 10, 4:35 pm
ANILARIMLA,, ÜLKE'MİZ GEÇMİŞTEN BUGÜNLERE NASIL GELDİ???
Değerli arkadaşlar; Başlığını yeni attım, kısmet olursa, bu başlıkla konular içinde konular açarak 87 yıllık Cumhuriyetimizin, 1923`ten bugüne kadar, Ülke`miz insanının girdiği kılıkları, bugüne kadar olan değişimimizi, neredeydik? nerelere geldik? neydik? ne olduk? Ne haldeydik? Ne hale düşürüldük?aralarda sizlerinde katkılarınızı esirgemeyeceğiniz, derin ve önemli konuları birlikte irdeleyeceğimiz bu konu başlığı ile oturuma açıyorum.

Bakalım ortaya güzel, şaşırtıcı, birçoğumuzun bilmediği, bazı gerçekleri burada beraberce paylaşacağımız, derin konuları, fazla siyasete bulaşmadan, birbirimizin görüşlerine saldırmadan, doğruları ve yanlışları paylaşabileceğimiz güzel bir platform olması dileklerimle bu başlangıcı sonuçlandıralım.

Hatalarımızla, sevaplarımızla, bugünlere nasıl geldik yada getirildik bu konuları sizlerle paylaşmak istiyorum.

Neden BabıAlî? Neden Yeşilçam? Neden Arabesk? Neden Opera Bayburt?

İlerleyen zamanlarda bu başlığın nedenlerini hepbirlikte göreceğimizi umuyorum.


Saygılarımla...
ÇALIŞIYOR GÖRÜNME, GÖRÜNMEDEN ÇALIŞ...


İbrahim Kadeş
#2 Mayıs 10, 4:37 pm
Konuya, haliyle başından başlamakta yarar var diye düşünüyorum. Başından başlarsak sonunu bitirebiliriz.


1960`tan öncesini görme ve bilme şansım olmadığı için 1923-1960 arasını Büyüklerimden, yani Rahmete ermiş Dedelerim, babaannem, anneannem`den dinlediğim masallarla, gerçek hayat hikâyeleriyle yetiştik.

Birde meraklı bir çocuk olduğum için kendilerine, onların çocukluk ve gençlik hallerini, yaşadıklarını, gördüklerini sorar, merakımı giderir ve onlardan yaşamları hakkında bilgiler alırdım.


O zamanlar, vakit mefhumu çok genişti, Yaşlılar, işsiz, biz çocukların geçim dertleri olmadığı için, onlarla çok güzel hoşça vakitler geçirir, onlarda bizlere, bıkmadan usanmadan bizlerle çocuk olup olanı biteni anlatırlardı.


Birgün Rahmetli Anneanneme, dedim, ben senin kocanı yani dede`mi hiç görmedim. sadece birtek fotoğrafı vardı. onu seyrederdim, siyah-beyaz üzerinde siyah çuhadan elbise takım aynı cinsten, başında fes, palabıyık 30 yaşlarında bir adam..


-Oğlum derdi, dede`nin bu son fotoğrafı, bu fotoğraftan sonra ince hastalığa yakalandı, onu kısa sürede kaybettik dedi. ve sonra başladı anlatmaya..


-Ben 27 yaşımda dul kaldım. Annen 3 yaşındaydı, küçük teyzen 1 yaşındaydı, diğer 2 teyzende araları 2`şer yaşla 4 kızımla beraber, birde benim tek erkek kardeşim 17 yaşındaki dayınla tek başımıza kaldık. o zamanlar çok fakirlik vardı.


-Allah razı olsun, Rahmetli Atatürk, Bursa`ya Merinos fabrikasını açtığı zaman oraya işçi olarak, nerede işsiz, fakir fukara varsa ustaların öğretmenliği ile bizleri fabrikaya aldırdı.

-Ben 1938 yılında merinos fabrikasına çalışmaya başladım, çok geçmedi Atatürk`ün 10 kasım`da ölüm haberini aldık, 1938`de Atatürk rahmetli olmuştu, orada tam 7 yıl zor şartlar altında çalıştım, sonunda, dayın çalışmaya para kazanmaya başladı, teyzenler büyüdü onlar fabrikalarda çalışmaya başladı ondan sonra ben işi bıraktım.


-Atatürk`ün ölümü bizleri çok üzdü. O fabrikayı yaptıktan sonra Bursa`da kısa sürede işsizlik azaldı, daha başka işyerleri açıldı, sonraları, ( Sonralarını zaten ilerki yaşlarda ben bilmeye, öğrenmeye, görmeye başladım.) ve sonra gözleri yaşla dolarak anlatmaya devam etti.


-Ah oğlum, oku, adam ol, bizler cahildik, hep ezildik, ne derlerse onu yaptık, ne verirlerse onu aldık. Tam 7 yıl, sabah 7 akşam 7 çalışır, birde Mollaarap nere? Merinos Fabrikası nere? Sabah bir elimde sefer tası, diğer elimde camekanlı yağ kandili, ayağımda kışın cizlabet lastik ayakkabı, yazın tahta takunya terlikle 7-8 km yolu yayan gider gelirdik.

Mahalleden 2 kız arkadaşımla beraber sabah 6`da karanlıkta yola çıkar, akşam 8`de karanlıkta eve gelir, 4 küçük kızla, annenleri besler uyutur, sonra onlara ertesi günü için yemek hazırlar, onların eşyalarını yıkar bahçeye asar, gece geç vakitler yorgun bitkin yatar 4-5 saat uykuyla işe gider gelirdim.


Görüyorsunuz arkadaşlar, Atatürk`lü yıllar nasılmış? Yan gelip yatmak varmıymış?


O zamanlar, servis ne gezer, o zamanlar yemek dahi verilmez herkes evinden elinde sefer tasıyla işe gelir tam 12 saat hiç durmadan çalışırlarmış.


O yıllarda Merinos`ta çalışan sayısı sadece 300 kişi, o 300 kişiyle fabrika üretimde söz sahibi olmuş Merinos markası tüm Dünya`da ismini duyurmuş.


Sonra ne olmuş? Malum yıllar yılları kovaladıkça,( burada kısa olarak bahsedecem)

300 kişinin büyük üretim artışı ve Devlete hiç yük olmadan hazineye para getiren fabrika, çalışan sayısı 3(bin) yanlış duymadınız 3Bin`e çıkartılmış, gelen yandaşını sokmuş, torpil girmiş, kısa zamanda bırakın kendi masrafını çıkarmasını, Bizim vergilerimizle orada çalışanların yüksek meblağlı maaşlarını karşılamak için devlet habire para basmak zorunda bırakılmış.. Heryıl Devleti Milyarlarca zarara sokmuşlar.


Neden özelleşiyoruz? işte bu yüzden, Devlet malı deniz yemeyen keriz düşücesinde olanlar için özelleşiyoruz.


Bazılarının çalışmadan bizim cebimize ellerini sokmamaları için özelleşiyoruz.


Hele, Sendikalar kurulduktan sonra bu azgınlıklar daha da ileri gitmiş..


Ne tesadüfdür ki..!! Yıllar yıllar sonra 1981 yılında evlendikten sonra, rahmetli kayın pederimin merinos`un tam karşısında bulunan evine taşındım.


2004 yılında artık zararın altından kalkılamayacağı anlaşılınca fabrika tümüyle kapatıldı, ve kapatılana kadar da, şimdiki tekel işçileri gibi, yıllarca hiç çalışmadan hemde yüksek maaşlarla orada çalışıyor görünenler, yan gelip yatarak maaş aldılar, sonunda da gene haybeden emekli olup büyük tazminatlar alarak ayrıldılar.


Ve sonunda kapatıldıktan sonra bugünkü haline gelene kadar tam 4 yıl mezbelelik, insanın içini parçalayan bir görüntüyle sabah akşam o fabrikayla yüzyüze gelirdik.


Taaa, 1981`den 2008`e kadar o muhit çilekeş bir muhitti, O birtürlü Belediye`ye Muhalefet tarafından devredilemeyen Merinos fabrikası, sonunda yıkıldı,


O Yeşil Bursa`mızın göbeğinde kalan koca araziyi görmeyenlerin şimdiki halini görmelerini isterim.


Okadar güzelleştiki, mahallemize yepyeni bir hava geldi, çok modern parklarla binbir çeşit çiçeklerle ve de bir bölümü korunarak güzel görünüme kavuşan fabrika kısmı da Avrupa`da dahi eşi benzeri olmayan Kültür merkeziyle görülmeye değer bir yer oldu.


Merinosla ilgili yazacaklarım daha bitmedi, son yıllarındaki yaşanan vurgunlarıda burada dile getireceğim. şimdilik burada kesiyor, saygılarımı sunuyorum.
ÇALIŞIYOR GÖRÜNME, GÖRÜNMEDEN ÇALIŞ...


İbrahim Kadeş
#3 Mayıs 11, 7:02 pm
Bu merinos konusunu fazla uzatmadan bitireyim, bu anlatacaklarım sadece benim bildiklerim, kimbilir orada daha neler neler yaşandı, hatta diğer şehirlerde, Rahmetli Turgut Özal`dan beri özelleştirilen kurumlarda nice hortumlamalar, nice yolsuzluklar yaşandı Allah bilir.

Görün, neden hep zam zam diye hayıflanıp durduğumuz, devletin ihalelerine giripte, trilyonların üzerine yatanlar, bu ülke`yi, Devlet baba diye gören kurnazların vatan-millet nutuklarıyla çıkar peşinde koştuklarını görün,

Görün devlet bankalarından çekilen büyük kredilerle, işadamı olan büyüdükçe, zaptettikleri arazilere büyüyoruz ayağıyla yıllarca vergi vermeyerek holdingler kuranları görün.

Kızmayın, hergün benzine, mazot`a zam geliyor diye, Dünya`nın en pahalı benzinini tüketiyoruz diye bağırmayın.

Tekel ürünlerine habire zam geliyor diye dövünmeyin, neden geldiğini bilin.

Yine tuttuk yolu gidiyoruz. konuya geri döneyim. nasıl soyulduğumuzu küçük bir anımı anlatarak devam edeyim.

Benim Tekstil işi ile uğraştığımı önceki yazılarımdan bilirsiniz. Bursa`nın ekonomisi, Tekstil başta olmak üzere, otomotiv ve buna bağlı yan sanayiler üzerine kurulmuştur.

Bende tekstil`in içinde yetiştiğim için, Asker`den geldiğimde işim için bir pikap kamyonet almıştım. ilk yıllar iyide para kazanıyordum. Hatta işyerimin ismini de İzmir`de askerlik yaptığım için o yıllar Bizim Ege ordu komutanlığına bağlı Harekât daire başkanı O zaman korgeneral olan Kenan Evren Paşamızı sevdiğim için, Askerlikten sonra, firmamın adını EVREN Ticaret koyarak tescil ettim.

Dediğim gibi birkaç yıl sonra, birde baktık ki..!! 1980 Darbesi, Darbe`nin başındaki komutan da Kenan Evren Paşa, şansa bakın, işlerim bıçak gibi kesildi, bir yıl sonra 1981`de de evlendim, Düğün masrafı, derken, evim kira o yıllar, Dükkanım kira, birde üstüne üstlük, pikap`ımın haricinde birde ben o yıllarda Amerikan araba hastalığımda vardı.

Gençliğinde verdiği tecrübesizlikle o araba`da biraz kaporta, boya ve döşemelerinde eskime olduğu için, 1956 model Belair Chevrolet arabamı, 75 bin tl`ye almıştım o zamanın parasıyla, o parayla sıfır bir muro yani 124 murat alınırdı.

Bir yenileme sevdasına girdik, girdiğime gireceğime pişman oldum. Başlamıştık artık bırakamadık, derken bir başladım masrafa, ne kaportacılar, ne boyacılar amerikan araba diye yanaşmıyorlar, tabi alıştılar teneke, mukavva araba yapmaya epeyde şipşak para kazanıyorlar, bizim araba için yüksek fiat istediler.

Neyse onuda pazarlıkla hallettik, bir hesap kitap, tam 300 Bin tl para harcadım. Lakin arabam Bursa`da bir numara oldu.

Cepte de sermaye kalmadı. derken eve, dükkana, birinci oğlan doğdu, ardı ardına masraflar, dediğim gibi o arabayla uğraşırken işi gücüde astık, bizim Evren Ticaret, düştü. Devren satılığa, baktım olacak gibi değil, Dükkanı devrettim, hiç olmazsa dükkan kirasından kurtulayım diye, kaldık, 2 arabayla işsiz güçsüz, tam 8 ay hazır yedim,

Birgün bir oto elektrikçisi arkadaşımın yanında takılırken, sonradan işçiliğe düşeceğim patronumla tanıştım.

patronda o arkadaşın tanıdığı idi, bana dedi ne yapıyorsun burada? hiç dedim vakit öldürüyoruz.

- yahu dedi, hem evlisin çoluğun çocuğun var böyle oturmakla olmaz. bak kamyonet arabanda var gel bizim fabrikaya, bizim malları taşısan, bizim o muhitten çıkan işleri yapsan çok güzel para kazanırsın. dedi.

Tamam Abi dedim, yarın kısmetse hemen geliyorum.

yalnız dedim. benim 2 arabam var evin önüde müsaid değil bir araçlık yer var, eskiden birini evime diğerini işyerime bırakıyordum. ne yapacağız?

O problem değil, bizim fabrikanın yanında boş arsa var oraya bırakırsın arabanı dedi.

Onu da kabul ettik. başladık çalışmaya, çalışmaya başladık başlamasına da, o güne kadar başkasının yanında çalışmadığım için, bana ekmek, iş veriyorlar diye, bende sabahları aynı saatte diğer işçiler gibi, arabayı işyerinin önünde bırakıyor, giriyordum onlara yardımcı olmaya, bana iş çıktığı zamanda arabaya kumaşları yüklüyor, gideceği yere götürüp geliyor, yine işime başlıyordum.

İlk zamanlar az iş çıkmaya başladı, lâkin günler geçtikçe, çok para kazanmaya başladım. Kazandıkça kendimi fabrikada diğer çalışan işçilerden daha fazla çalışmaya zorladım, çalışan sayısı 25 işçi civarındaydı.

Tabi bende diğer işçiler gibi oradan, yaptığım işlerden, müdür 13 bin tl haftalık alıyordu. Ben yaptığım işlerden 50-60 70 Bin tl haftalık almaya başlayınca herkesin gözüne batmaya başladım.

Orada çok haksızlıklara uğramama rağmen şükür ediyordum, iyi para kazandığım için.,

Lâkin, hasedler boş durmuyordu.

Ben içeride çalışırken bir bakıyorum, müşterilerin kumaşlarını almaya başka kamyonetler gelmeye başladı, ilk zamanlar ses çıkarmadım, işime devam ettim. günlerden birgün, İşhanlarına kumaş götürdüğüm zaman benim müşterim olan şahıs, bana demez mi? İbo nerdesin yahu araba lâzım yok diyorlar, bizde başka araba gönderiyoruz, dedim, Abi.!! Ben devamlı oradayım, müdür araba lazım oldumu bana haber veriyor dediğimde Valla.!! bende müdüre söylüyorum, o da senin orada olmadığını söylüyor.

Daha ne hazımsızlıklar yaşadım. kısa keseyim.

Geldik, o benim için canımın ençok yandığı güne.!! yıl 1983, Artık, işlerim çok yoğunlaşmış, hafta da 2-3 kez istanbul`a kumaş taşıyordum. bu arada diğer Cehevrolet arabamla da ailemle hafta sonları geziyordum.

Bir cumartesi, günü yine İstanbul`a işim çıktı, kumaşları yükledim, diğer arabayı da yandaki boş arsaya bıraktım, çıktım yola, pazar günü tekrar Bursa`ya evime döndüm, içimde bir sıkıntı, hayırdır inşaAllah dedim, hayra yordum.

Ertesi günü sabah erkenden kamyonetimle iş yerine gittim, arabayı fabrikanın önüne bıraktım. Diğer arabaya gözüm iliştiğinde birde ne göreyim.

Aman Yarabbi.!! gözüm gibi koruduğum Bizim Chevrolet aaraba tanınmayacak halde,

bir gittim yanına, bütün camları koca kayalarla kırılmış, ön kaput arka kaput üst tavan kocaman kayalarla ezilmiş, hatta tavanın üstünde kaya parçaları duruyor, 4 lâstiği bıçakla kesilmiş,

O an içime fenalık geldi. yere çöktüm. ellerimi başıma koyarak başladım çocuklar gibi ağlamaya, Allah`ım..!! Ben kime kötülük yaptım da, bana bu hainliği yaptılar.

Sonradan komşulardan biri, Cumartesi gecesi 15-20 kişilik bir serseri grubunun gürültüsüyle uyandık gece saat 03.00 sıraları, karanlıktan birşey göremedik ama mutlaka onlar yapmışlardır dedi.

400 Bin tl. harcadığım gözüm gibi baktığım arabamı ani bir kararla gittim önce trafikten hurdaya çıkardım, hurdacıya da 50bin tl`ye sattım.

İşte arkadaşlar Ülke mizde ne kadar hain hazımsız insanlar var, Ateş düştüğü yeri yakar.

Aslında merinos`tan bahsedecekken aklıma arabam geldiği için buralara kadar daldık.

Neyse ölenle ölünmüyor, Biz herşeye sünger çekerek tekrar işimize başladık.

Başladık başlamasına da, beni orada yaşatmayacaklarını anladım, hem hiç işçilik almadan, üstelikte bağkurumu cebimden ödediğim halde, fazla kazanıyorum diye kazancımda gözü kalanlara kızarak içeride çalışmaktan vazgeçtim.

O muhitte kendime bir Nakliye durağı yaptım, başladım çalışmaya, o muhitte benim uzun yıllarım geçti. gene güzel paralar kazanmaya başladım, lâkin ben resmi çalışıyorum, her belgem var, ticari vergi ödüyorum.

Diğer kurnazlar kaçak çalışıyor, Bunlardan biride sonradan ne mal olduğunu öğrendiğim, aynı benim gibi anadol kamyoneti olan hem oradaki fabrikalardan hurda iplik, mukavva kutu, plastik bobin toplayarak hurdacılara satan, sabahtan akşama kadar hem o işleri yapıp hemde benden ucuza nakliye yapan, kişiye yinede sesimi çıkartmıyordum.

Bu şahsın kim olduğunu birkaç yıl sonra öğrendim.

Birgün bir baktım, bizim durağın yanına bir itfaiye arazösü yanaştı, düdüğünü çalarak, sırıtarak biri arabadan aşağı indi.

İtfaiye kıyafeti üzerinde olduğu için önce tanıyamadım. Birde baktım, şapkasını çıkarmasıyla o olduğunu anladım.

-Ulan dedim, ne bu hal bu işe de mi el attın, yoksa nakliyeciliği bıraktın mı?

- Enayimiyim be, nakliyeciliği bırakacam, onu ben ek iş olarak yapıyorum. Benim esas işim bu, İtfaiyeciyim ben,

- Vay be dedim, ne zamandan beri itfaiyecisin?

-15 yıldır, merinos fabrikasında çalışıyorum,

- Nasıl çalışıyorsun, Merinos fabrikasında? sen sabahtan akşama kadar buradasın, nezaman gidiyorsun Merinos`a, gece mi?

- Ne gecesi.!! Sabah gidiyorum, ön kapıdan giriyorum, girişimi kartımı basıyorum, arka kapıdan çıkıp buraya işime geliyorum.

- Eee.!! Sen buradayken, ya merinos fabrikası yansa neolacak? İtfaiyeci ortada yok..!!

- Ne yanacak yavv..!! köppek sürüsü kadar adam var içerde söndürürler, demez mi..!!

Ağzım açık kaldı,

- Yazıklar olsun sizin gibilere, birde utanmadan anlatıyorsun marifetini dedim.

- Napalım enayimiyim ben, herkes kartı basan arka kapıdan çıkıp başka işlerle uğraşıyor.

- Ama, dedim maaş almaya gelince, alıyorsun değil mi?

- Alacam tabi.!! keriz miyim ben, herkes alırken ben almıcam, orada çalışıyorum, az kaldı yakındada emekli olcam, tazminatta alacam,

- Evi 3 kat yaptım, birde emekli olunca, hacca`da gidecem, geleceğim garanti..

Bu insanlara başka ne söylenir arkadaşlar??

Ne söylenir? İşte bizim sırtımızda ki keneler değil mi bunlar?

Bunlara acıyan, kendisi acınacak duruma düşer, işte bizlerin şimdi düştüğümüz gibi..!!

Merinos konusunu bu anımla kapatıyorum, yazdıkça ahsabım bozuldu. başka konularda görüşmek dileklerimle, herkese saygılar...
ÇALIŞIYOR GÖRÜNME, GÖRÜNMEDEN ÇALIŞ...


İbrahim Kadeş
#4 Mayıs 20, 1:55 pm
Bize bizden çok zarar veren yoktur!...


Tarih boyunca 16 imparatorluk kurup ve yine kendikendilerini yok eden başka millet varmıdır?

Bu bizi artık düşündürmeli; Herhalde, kendi hatalarımızla hak ediyoruz demek....

Eğer aramızdaki çürük elmaları ayırt edemezsek çok darbeler yeriz biz!...



KENDİ ÜLKE`SİNİ, KENDİ DEVLETİNİ, KENDİ İNSANINI SOYAN MİLLET`TEN NE HAYIR GELİR???



KENDİ EVLATLARINA, GELECEĞİ BIRAKMAYAN, EVLENMEYİ HAKETMEYEN İNSANLARIN BESMELESİZ DOĞURDUĞU, SOKAĞA BIRAKTIĞI, NÜFUSUN %20`SİNİN SOKAĞA TERKEDİLMİŞ 0-15 YAŞ GURUBU, GELECEĞİ MECHUL ÇOCUKLARIN TEŞKİL ETTİĞİ BİR ÜLKE`DEN NE HAYIR GELİR??



BÖYLE DEJENERE OLMUŞ İNSANLARIN ÇOĞUNLUKTA OLDUĞU DEVLET`TEN NE HAYIR GELİR???



BİR MİLLET`İN YARISI MÜNAFIKLIĞA GARKOLMUŞSA ARTIK O MİLLET`TEN HAYIR GELMEZ...

BİR MİLLET`İN YARISI, 72 YILDIR, HARAM LOKMA İLE BESLENMİŞSE, VE NESİLLERİNİ HARAM LOKMA İLE YETİŞTİRMİŞSE, O MİLLET`İN SONU HÜSRANDIR....



SALDIK ÇAYIRA MEVLÂM KAYIRA..,



BABI ALÎ TÜRKİYE, YEŞİLÇAM TÜRKİYE, ARABESK TÜRKİYE, OPERA BAYBURT VE BUNLARIN TOPLAMI LÂÇKA BİR TÜRKİYE...

İŞTE 72 YILDIR BİZİM ÜZERİMİZE OYNANAN VE BU OYUNLARA KENDİMİZİN ALET OLDUĞU BİR TÜRKİYE...

AYRIŞTIRICI, KIŞKIRTICI, BÖLÜCÜ, YANDAŞ, GAZETE, MECMUA, TELEVOLE, PAPARAZİ, AVANTÜR, SEKS, VUR KIR, KARAOĞLAN, MALKOÇOĞLU, HABABAM SINIFI, KURTLAR VADİSİ, REZİL DİZİLER,BİRİBİZİ GÖZETLİYOR, GELİNİM OLUR MUSUN?,MÜZİK YERİNE ÇIPLAKLIĞIN, SEVİŞMEK SANATTIR DİYEN, DÜNÜN DANGALAKLARININ SANATÇI DİYE MEŞHUR EDİLDİĞİ, FAHİŞELERİN MEŞHUR EDİLDİĞİ, ÖNLERİNDE SAYGI DUYULDUĞU, HIRSIZA BEY DENİLDİĞİ, ÖNLERİNDE DÜĞME İLİKLENDİĞİ, ŞARAP, BİRA, RAKI, VOTKA, VİSKİ, ŞAMPANYA, KOKAİN, ESRAR, EROİN, PAZARLIĞI, BEYAZ KADIN TİCERETİ, AT YARIŞI, MİLLİ PİYANGO, KAZI KAZAN, SPOR TOTO, SPOR LOTO, BAHİS, İDDİA, BANKALARDA FAİZ, BORSA, KARABORSA TÜM HARAM OLAN ŞEYLERİN PAZARLANDIĞI BİR ÜLKE`DEN ÇOĞUNLUĞU BUNLARLA MEŞGUL OLAN, ÇOCUKLARINA SAHİP ÇIKAMAYAN BİR MİLLET`TEN NE HAYIR GELİR???



BU OLANLARIN YANINDA, YÜZBİNLERCE İŞSİZ GENCİ, POP, TOP, LAPTOP HASTALIĞINA DÜÇAR EDEN, NESLİ POP, TOP, LAPTOP MANYAĞI HALİNE ÇEVİRİP PARANOİD BİR NESİL YETİŞTİREN BİR MİLLET`TEN NE HAYIR GELİR???

SÖZÜM ONA ÇAĞDAŞ, SÖZÜM ONA LÂİK, SÖZÜM ONA DİNDAR, SÖZÜM ONA ALİM, SÖZÜM ONA SANATÇI, SÖZÜM ONA TÜCCAR, SÖZÜMONA ESNAF, SÖZÜM ONA MEMUR, SÖZÜMONA İŞÇİ, SÖZÜM ONA MİLLETVEKİLİ, SÖZÜMONA SENDİKACI, SÖZÜMONA ÖĞRETMEN, SÖZÜMONA TALEBE, SÖZÜMONA BURNU KAF DAĞINDA KENDİNİ DÜRÜST GÖRENLERDEN BU ÜLKE`Yİ TEK DİŞİ KALMIŞ CANAVARA ÇEVİREN ZİHNİYETLERİN YETİŞTİRDİĞİ NESİLLERDEN NE HAYIR GELİR???

DIŞARDAN ALDIK BİR TANE EVİMİZE GETİRDİK BİN TANE İÇİ KIZARMIŞ BİR NAR GİBİYİZ.... NAR-I CEHENNEMDE YANACAĞIZ TOPLUM OLARAK, KURUNUN YANINDA YAŞ`TA YANAR MİSALİ, HEPİMİZ HEM BU DÜNYA`DA HEMDE AHIRET`TE YANACAĞIZ.

BİZLER DOĞRU DA OLSAK, GELECEK NESLİMİZİ YAKTIĞIMIZ İÇİN BİZLERDE YANACAĞIZ...

BU DEVRAN BÖYLE GİTMEEEZ...
ÇALIŞIYOR GÖRÜNME, GÖRÜNMEDEN ÇALIŞ...


İbrahim Kadeş
#5 Mayıs 26, 11:18 pm
Bir zamanların, Kemal Reis, Pîrî Reis, Murad Reis, Seydi Ali Reis, Turgut Reis, Salih Reis gibi, ve meşhur Barbaros Hayrettin Reislerimizin, Kaptan-ı Derya`larımızın varolduğu, 3 tarafı denizlerle çevrili bu topraklarda, zamanında, Dünya`nın enbüyük deniz Donanmasına sahip olduğumuz, bu Vatan`da, ne oldu da, tüm bu zenginliğimiz elimizden alındı. Şimdilerde trafik keşmekeşliği çektiğimiz bugünkü durumlara nasıl geldik.??

Yine bir zamanlar, Hicaz`a kadar demiryolu ağlarımızın örülmeye başlandığı ve Büyük önder Atatürk`ün Demir ağlarla ördük tüm yurdu en baştan sözünün arkasından, sonra neler oldu da bugünlere sadece kara taşıtlarına hakim, bir Ülke konumuna düştük??

Bildiğim kadarıyla söyleyeyim. Bütün bunların sebebi, zamanında elimizde olan topraklarda bulunan petrol, ve bu petrol`u yine aramızdaki kısır çekişmelerimizden, birbirimizi yememizden dolayı, bir zamanlar ortaçağ Avrupasından ileri olan bizler, İlim ve Bilim araştırmalarını bırakarak, zevk-ü sefa alemleri yaşayarak, sonunda, içimize sokturulan ırk, mezhep ayrılıklarının etkisinde kalarak elimizdeki tüm değerleri, 1700`lü yıllardan itibaren çok çalışan Batılılara kaptırdığımız içindir.Bu değerleri kaptırdığımız gibi topraklarımızıda kaptırdık.

Kendi içimizde, kendi kabuğumuza çekilerek, ağır sanayide hiçbir adım atamadık,

çok çalışan batı, devamlı sanayi üreterek, makineyide, makineyi çalıştıran enerjiyide buluşlarıyla hızlakalkınır hale geldiler. Sonunda, son hızla teknolojik adımlar atarak, tüm ekonomik kalkınmışlıklarını, ürünlerini dünya ya satarak hem zenginleştiler, hemde bizler gibi az gelişmiş ülke`lere güç bakımından kafa tutar hale geldiler. Bilhassa, Deniz, hava, kara, Demiryolu taşıtlarını son teknolojilerle donatarak, kendi halklarının refah seviyesini yükselttiler.

Deniz, Hava, kara taşıt sanayiinin Amerika ve Avrupa tarafından keşfedilmesi, ve bize sadece kara taşıtları üretimine izin verilmesi ile bizde taklit üretim başlar,

Neden sadece Kara taşıtları izni verildi bu Ülke`ye?? Nedeni çok basit, Şayet Demir yolu, Hava yolu, Deniz yolu üretimi bize verilmiş olsaydı, Hem büyük güç olmamız sağlanacak, hemde Deniz, Hava, Demiryolu taşımacılığına müsaid olan ülkemiz büyük gelir elde edecek, Hemde Avrupa`nın, Amerika`nın ürettiği kara taşıtlarına az bir gereksinim duyacaktık. Çok çabuk kalkınacaktık.

Bir zamanlar, Devrim marka kendi arabamızı yapmak istedik, yaptık ama gerisi gelmedi. Neden gelmedi?

Bu ülke`de, kimlerin kimlerle ortak olduğu belli değil mi? Nasıl Arap ülke`lerinde bir avuç arap zengin edilip, ellerindeki Petrol, kendi amaçları için Abd, Ab ülkelerine peşkeş çekildiyse, aynı bizde de bazı çok küçük belirli kesim bu imkanlardan faydalandırılarak, onların avuçlarına servetler akıtılarak, tüm yurdun insanını onlara köle gibi çalıştırılarak, biz Türk milletini kalkındırmamak için ellerinden geleni yaptılar.

1970`lere kadar bir çivi dahi çakılamayan bu ülke`de daha o zamanlar bu kişiler tesbit edilmişti. Sonradan bu kişilerin başında olduğu sanayimizin kalkınmasında, sözde ülke`de kalkınma sağlayan, kesimler sadece kendilerini zengin ederek bu ülke insanını ele avuç açar hale getirmiştir.

İngiliz, fransız, İtalyan, bu güçlü Avrupa devletlerini herhalde bilmeyenimiz yoktur. Bu devletler Türk`ün tam düşmanı, Müslümanın ezeli düşmanlarıdır.

Koskoca Osmanlıyı bitiren yok eden ve bizim şimdiki misak-ı Milli sınırlarımızı, İstanbul`u ,Anadoluyu işgal eden 7 Düvelin azılı başlarıdır bunlar.

Amerika`nın 1969`da Aya ayak basmasından itibaren, Eeehh dedik !!.. bari bizde kara`da karayollarına ayak basalım diyerek, o zamanın şartlarıyla, gören dostlar alış-veriş`te görsün hesabı %100 Avrupa montajla, işe Bismillâh dedik.

1969`dan itibaren, Bu kişilerin holding`lerinin açtığı İngiliz ortaklı BMC, yine İngiliz ortaklı, Ford otosan grubu, Fransız ortaklı Oyak-Renault, İtalyan ortaklı Fiat tofaş koç grubu

bu grublar 1969-1970`ten itibaren İstanbul, İzmir ve Bursa`da bu otomobil, kamyonet ve kamyon, otobüs fabrikalarını kurdular ve sözde üretime başladılar.

Ama nasıl üretim, montaj üretim, Avrupa Tüm dünya`ya sattığı aynı arabaları, bize sadece parçalar halinde büyük paralarla vererek, bizde sadece montaj üretim yapılmasına izin verilerek uzun yıllar, bizim topraklarımızda bizleri taşaron işçi gibi kullanarak, montaj arabaları bizlere sattılar,

Kurnaz Millet`iz ya!!.. Biz hemen yan sanayiler kurarak en kolayı olan kaporta aksamını, kalıplarını hazırlayarak Saç kaporta ve şase imalâtı yapmaya başladık,

Eskiden Ülke`de Amerikan arabaları mevcuttu, tabi herkeste bulunmadığı için seyrek olsada hiç olmazsa trafik derdi fazla yoktu, ve ölümcül kazalar yaşanmıyordu, neden yaşanmıyordu? Çünkü Abd ve de Avrupa arabalar sağlam kaportaya sahiptiler, öyle küçük kazalardan dolayı ölüm haberleri almıyorduk.

Yıllar ilerledikçe bizim kurnaz yan sanayiciler, normalde 1.5 yada 2mm. olan kaporta ve şase saçlarını rahat basılıyor diye, maliyet düşük olsun diye 0.80mm`ye düşürdüler.

İşte ne olduysa ondan sonra olmaya başladı. Hergün trafik kazalarından ölüm haberleri almaya, hemen herkesin ailesinde mutlaka trafik kazasından ölen sakat kalan insanlarımızın sayısında büyük artışlar yaşanmaya başladı.

Saf millet`imiz ucuz diye habire yerli araba almak için kuyruklara girdi. bu büyük saldırı üretici firmaların ağzını sulandırmaya başladı.

Hiç model, şekil değiştirmeden yıllarca aynı araçları millete, kakaladılar, Türkiye`yi adeta araba mezarlığına çevirdiler.

Gün geldi, Dünya Global alışverişe geçince, dışarıdan gelen yabancı arabaların hem daha kaliteli, hem daha ucuz olduğunu gören bizim millet, hurra yabancı arabaya hücum edince, bizim su kurnazlarının gözü açıldı, ve onlarda kendi aralarında yarış içine girmeye ve son yıllarda biraz eler tutar, dış dünya ile boy ölçüşecek araçlar yapmaya başladılar.

Amma.!! satışları, eski kaymakları çok düştü, sonun da her fabrika üretimi kısarak binlerce işçiyi sokağa bıraktılar, bunun yanında yüzlerce yan sanayi de bu etkiden nasibini alınca onlarda yine birçok işçiye kapıyı gösterdiler.

İşte arkadaşlar, bizleri kimlerin soyduğunu, bizleri bu hale soktuğunu görün, sadece araba mı?

Tekstil`de Avrupa`nın yıllarca kaymağını yediği, 5-10 yaş eski model tekstil makinelerini bizlere kakalıyarak, ve bizim tornacılarımız aracılığı ile bu makinelerin örnekleri taklit edilerek Dünya`dan 50 yıl geride teknoloji ile milletimiz ekmek parasını çıkarma peşine düşürüldüler, yine bu varlıklı kesim de bu küçük esnafımızın emeklerini sömürdüler yıllarca..

Yıllarca hurda makinelerle çalışan kesimler sonunda dünya gelişmiş sanayiine ayak uyduramayarak birçokları iflâs bayrağını çekerek, ülke hurda makine mezarlığına cevrildi.

Şimdi bunun sıkıntısını sadece çeken bizleriz, bizlerden başka sıkıntı çeken yok, zamanında varlıklarına varlık katan nice kurnazlar, şimdi ekonomik krizi bahane ederek fabrikalarını kapattılar, yüzbinlerce insanı sokağa döktüler.

Tabi kendilerinin tuzu kuru, Hepsinin faizde servetleri var, ne yapacaklar çalışıpta, iş yeri açıpta, hepsi yükünü aldı, hepsi bugün, hiç çalışmadan aldıkları faizlerle rahat rahat geçindikleri gibi faizler sayesinde yine servetlerine servet katmaya devam ediyorlar...

Bu konulara, ileriki günler de, Türkiye`de Babı Alî konusuyla, Cumhuriyetin kuruluşundan bugünlere nasıl geldik, bunları açıklamaya çalışacağım, siz değerli kardeşleriminde katkılarını bekliyorum.

Bu dava hepimizin davası, bu konuları beraberce paylaşalım,


Saygı ve Sevgilerimle...
ÇALIŞIYOR GÖRÜNME, GÖRÜNMEDEN ÇALIŞ...


İbrahim Kadeş
#6 Mayıs 26, 11:50 pm
BABIALÎ TÜRKİYE

AVRUPA`LILAŞMAK İSTEDİK ATATÜRK`LE BERABER, 1923`TE CUMHURİYET TEMELLERİMİZ BUNUN İÇİN ATILDI...

Amma-velâkin, büyük adam olan, büyük emelleri olan, Türkiye Cumhuriyet`ini muasır medeniyetlerin üzerine çıkarmak için sağlığını hiçe sayarak, bu Ülke insanı için kısa ömrünün 57 yılını bizler için harcayan, bu büyük insanın bakıyorumda, onu zamanında harcayan yalakalar, şimdi halâ daha onun yalakalığını yaparak 72 yıldır, onu yine harcama peşinde olanlardır.

Bir zihniyet vardı, İttihatçılar arasında, avrupa ajanlarının içinde olduğu işbirlikçiler, İslâm düşmanı yezidler vardı sinsice çalışan, medeniyyet adına, avrupa`nın zevkü-sefa peşinde koşan, Lale devri kalıntıları, çok akıllıydılar, çok güçlüydüler ve ne yazıkki, Yüce Atatürk`ü kullanan kesimde bunlar oldu.

Atatürk bunların farkındaydı, neden kendini içkiye verdi? Bir insan düşünün büyük hayalleri olan bir insan, çalışmış çabalamış, yakın aile efradı için canını, sağlığını ortaya koymuş, ama !.. bakmış ki, karşısındaki insanlar hain, nankör çıkar peşinde, hasedlik kanlarına işlemiş,

Bunu gören o insan ne yapar? karaya vurur, ya intihar eder yada, kendini içkiye verir, ve sonunda da yapmak istediklerinin ayrı istikametlere yönlendirilmekte olduğunu görünce dünyası kararır, sonunda hastalanır, sağlığı bozulur ve ölür.

Aynı bu şekilde Türkiye insanına birşeyler vermek isteyen bu büyük insanıda birileri, iç ve dış hainler onu genç yaşta ortadan kaldırmışlardır. Aynı günümüzde de bunun örneklerini görmek mevcuttur.

Bu ülke için birşeyler yapmak isteyenler, tesbit edilmiş, çeşitli tuzaklarla, o insanlar, gerek kaza`ya, gerek intihar süsü verdirilerek, yada yavaş yavaş zehirlenerek bu sinsi güçler tarafından ortadan kaldırılmışlardır.

Bendeniz, yazılarımda bizleri yaşatmak istemeyen, onmammızı istemeyen birçok örnekleri verdim ve vermeye doğru bildiklerimi sizlerle paylaşmayada devam edeceğim.


VE BEN ATATÜRK`ÜN ÖLDÜĞÜ YAŞTAYIM..,

Ben bu tür yazılarımda, hiçbir kaynaktan alıntı yapmadan, (Çünkü kaynaklar insanları sonderece yanıltır. Birilerinin ne amaçla yazdığı bilinmeden okunan o yazıdan yanlış tanımlamalara gidilebilir), şimdi bakıyorum birçok yalan yanlış kaynakların insanları ne hale düşürdüğünü görmekteyiz. Ben sadece gördüklerimi ve yakınlarımdan doğru duyduklarımı, canlı tarihimle, 57 yıllık dolu dolu yaşantımla sadece gerçekleri yazmaya çalışıyorum.

Türkiye BabıAli dedim, evet !. bizleri bu hale sokan en birinci sırada bulunan, yazılı, görsel basın ve yayın,

Yine, bizim zor şartlarda, canımızı dişimize takarak düşmanı, kurtuluş savaşında attığımız batı(AB), gelişmiş teknolojisiyle, boş durmamış, görmüş ki, Rahmetli Atatürk birşeyler yapmaya kalkışıyor, hemen gardını almış, ajanları bol olan ülke`mizdeki, hain beyinleri, ortaklıklar kurdurarak, sözde Türk genel yayın yönetmenlerini devreye sokarak, önceleri BabıAli basını dediğimiz sonraları tüm büyük şehirlere dalbudak saldırarak, Ülke insanını o zamanlar sayıları az olan çeşitli fırkalara, ırkçılığa, mezhepçiliğe tarikatçılığa, particiliğe ayırmak için ve de en önemlisi diğer taraftan, hızla gazete, mecmua ve dergilerini ülke sathına yayarak, ahlâken, ruhen birbirine düşman bir ülke insanı yaratmaya muvaffak olmuşlardır.

Biliyorlardı bizi !.. bizi bizden iyi tanıyorlardı bu Avrupa !.. Onun için önceleri Batı da yaşayan kesimlere bölge bölge yayın araçları sokarak, başta gazete ile büyük şehirlerimiz olan ve İstanbul gibi mega kent olan bu şehir`den başlayarak, diğer İzmir`de YeniAsır, Ankara`da Ulus, Bursa`da hakimiyet gibi gazeleterle önce büyük şehirleri bölme parçalama, ayrıştırma, kutuplara ayırma faaliyeti içine girdiler.

Ne yaptılar?

İstanbul basınını, zamanla gelişmiş teknolojiyle, tüm yurt safhına yayarak geniş kitlelere ulaşarak tüm toplumu dejenere yoluna gittiler.

Önce haber ağırlıklı yolu seçtiler, bu haberlerde, çoğunluğu yalan, ayrıştırıcı, abartılı, ilâveli, müşteriyi cezbeden, reytinglerini arttırıp trajlarını yükseltebilmek için her türlü olur olmaz haberi yaymaya başladılar.

Zamanla gözle görülür şekilde partileşip, taraflı olmaya, güç kimin elindeyse onun gücü doğrultusunda yayınlar yaparak, milleti yanlış yönlere doğru sapmalarına sebeb oldular, Amaçları öncelikle okumuş, kültürlü kesimleri etkilemek olduğu için, bilhassa İsrail ve batı destekli gazete patronları, dönemin iktidarı elinde bulunan, Atatürk`ten sonra zaten Atatürk`ün ardına saklanan hain zihniyetin yandaşı gazeteler türettiler, bunların başında, yukarıda belirttiğim gibi diğer büyük şehirlerdeki basın kurumları gibi, bu İstanbul`un başını çektiği, Cumhuriyet, Hürriyet, Milliyet, gibi, yandaş basını arada da Tercüman, Türkiye gazeteleri gibi halka hitab eden bazı yayın organlarınıda, tüm yurt sathına yayarak bilhassa zamanın genç, okumuş, kültürlü kesimlerin beyinlerini yıkadılar.

Zaman ilerledikçe, Ahlaki çöküntüye de sebeb verdiren, çeşitli yan gazete ve mecmualar sürerek, o zamanın günaydın, saklambaç, gırgır,fırt, zırt, pırt gibi, yan sanayi ürünlerini, son yıllarda, bilhassa spor`a yani sadece futbol ağırlıklı, yayınlara girerek artık çığrından çıkmış futbol`la yatan futbol`la kalkan futbol manyağı nesillerin yetişmesine sebebiyet verdiler.

Basın patronları, bir zamanlar çökme, iflâs durumundayken, birileri elini cebine attı, baktık ki, bu basın patronları, ilk zamanlar TRT`nin devlet kanalı olmasından sonra, Özel kanalların açılmasına izin verilince, Basın patronlarının hepsi, Medya patronu oldular, birden kalkındılar, ek tv kanalları açtılar, özel radyolar açtılar tüm yurt sathına gelişen uydu yayınlarındanda faydalanarak tüm Dünya`ya bizleri tanıttılar,

Dünya tarafından tanınmak iyi güzelde, nasıl tanındık? işte bütün mesele bu !..

Sözde %99`umuzun Müslüman olduğumuz bu Ülke birde baktık ki, ahlâksızlıkta Avrupa ile boy ölçüşecek yapıda, Bizimkiler, Avrupa`nın gelişmişliğini, ilmini alacaklarına, genlerimizde bulunan kolaycılıkla onların taklitlerini yaptık,

Bir müzik türettik, İngilizce, Fransızca, Almanca müziklerini türkçe versiyonlarıyla, içimizde ünlüler, sözde sanatçılar türettik, Adına Aranjman dedik, bu işlerle uğraşanlara Aranjör dedik, bizim güzelim, ruhumuza hitap eden, başta Türk sanat müziği, şarkılarımız, Anadolu türkülerimiz adeta gerici gözüyle bakılmaya baktırılmaya çalışıldı.

Amerika`nın, Avrupa`nın ürettiği nekadar ahlaksız yayın, proğram, dizi, film varsa, aynen onların taklitlerini yaparak ülke insanımızın onlara benzemesi, Ahlâken çökertebilmek için elimizden ne geliyorsa yaptık.

İşte arkadaşlar yazacak, anlatacak daha o kadar çok şey var ki, bendeniz dilimin döndüğü kadar birşeyleri size aktarmaya kalktım.

Durumun vehametini görelim bilelim, ne halde olduğumuzu, nasıl dejenere olduğumuzun bilincinde olalım.

Diğer konumda, Türkiye Yeşilçam konusunda, babalarımızın, yeşilçam`ından başlayarak, bizim ve şimdiki yeşilçam`ın nerelere geldiğini anlatmaya çalışacağım, sağlıcakla kalın.



Saygılar...
ÇALIŞIYOR GÖRÜNME, GÖRÜNMEDEN ÇALIŞ...


İbrahim Kadeş
Tüm zamanlar GMT +3 olarak ayarlı. Zaman şu an 8:30 am.