İLK ÖĞRETMEN'İN KİM SENİN?..
#1 Mayıs 8, 4:33 pm
İLK ÖĞRETMEN'İN KİM SENİN?..
Değerli kardeşlerim; İnsan`ın yaşamını değiştiren olayların başında, evindeki aile ortamından daha önemli olan, ilkokul`da karşılaşacağınız öğretmenin kalitesidir. Diye düşünüyor ve bunu ispatlamak için sizlere ilkokul yaşantımdan bir örnek vererek nasıl insan`ın geleceğine katkısı olacağını anlatacağım..

Bursa`m, Bursa`m güzel yeşil Bursa`m...Herkesin doğduğu şehir, doyduğu, gözünü açtığı, evi, oyun oynadığı mahallesi, sokağı ve okuduğu ilk okulu kendisine güzel gelir..

Güzel gelir gelmesine de, bazıları şanslıdır, bazılarıda şanssızdır.. Kimi çocuklar, kenar mahalle`de fakir , yıkık dökük bir evde dünya`ya gözlerini açar, Ama gözünü ister saray`da açsın, isterse fakir virane bir evde açsın, ilk baktığı şey, ilk gördüğü şey, ilk işittiği ses onun için çok önemlidir.

O evde, ailesi nasıl yaşıyorsa, o da, aynı ortama kendisini uydurur.. Ta ki, büyüyüp çevresini tanıyana kadar, insanları tanıyana kadar, arkadaşlarını tanıyana kadar yaşantısının ilk 5-6 yılı devamlı yakınlarına soru sormakla, öğrenmekle geçirir.

İşte bu 5-6 yaşı bir çocuk yakını çocuklarını yetiştirirken çok dikkatli davranmalıdır.. Çocuklar yalanı aileden öğrenir. iyiyi kötüyü aile`den öğrenir, güzeli, çirkini aile`den öğrenir. korkuyu, sevgiyi aile`den öğrenir..

Ben burada çocukların evde öğrenecekleri önemli konulara değinmeyeceğim. Kısmet olursa başka bir konuda onuda anlatmaya çalışırım.. Gelelim Okul dönemine...

Evde aldığım terbiye tümüyle olumlu geçti.. Rahmetli baba`m bilhassa yalan`dan çok korkar, çokta kızardı. Doğru söylediğim zaman kesinlikle ne suç işlersem işleyeyim, asla ceza vermezdi. O yüzden bende zamanla baba`m gibi, yalan`dan ve de yalan söyleyenlerden nefret ederim..

Ama Okula başladık, başka birşeyle karşılaştık. Kin, nefret, hased, aşağılık duygusu, dalga geçme, v .s. gibi... insan özelliklerini, 7 yaşımdan itibaren okul`da yaşadım ve gördüm...

Bizler orta sınıf, yani orta direk tabiri vardı eskiden gerçi şimdilerde kalmadı ya!!.. Neyse!!..

İlk Okula başladığım yıllarda rahmetli baba`m dokumacılık yapıyordu.. öyle zengin sayılmazdık, Rahmetli dede`min evi de bitişiğimizde olduğu için, burada parantez açayım. eskiden bizim mahalle`de evlerarası içiçe geçen küçük komşu kapılarımız vardı. Kadınlar bilhassa sokağa çıkmaktansa komşu kapılarından, komşularımıza girer çıkardık. Evlerimiz bahçeliydi, küçüktü ama, içinde erik, ayva, dut, şeftali, incir, armut, elma gibi meyva ağaçları eksik olmazdı.Birimizde bir meyva olmasa da başka bir komşumuzda bizde olmayan meyve ağaçları mutlaka bulunur, oralara kendi evimiz gibi komşularımıza sormadan ağaçlara çıkar dilediğimiz kadar meyve yerdik. Şimdi o da yok maalesef..

Oturduğumuz mahalle, Uludağ sırtlarında bayırı çok olan, ama yeşil`in envayi çeşidi güzel bir mahalle idi.. Atatürk`ün geldiği, padişah köşkü olan Hünkâr köşkünün hemen yakınlarında idi evimiz..

O zamanlar kış`larımız çok uzun sürerdi. Kasım aralık aylarında kar bir yağmaya başlar 1-1.5 metre kalınlığında heryeri kar kaplar, 3-4-5 ay kar kolay kolay kalkmazdı. Rahmetli Dede`ciğimin elinden marangozlukta geldiği için, mahalle çocuklarına bile kışın kızak yapar onları sevindirirdi.

Çok sert ağaçlardan kemik gibi kızaklar yapar, altına çelik bile istemezdi. Bayırı çok olduğu için uzunca kızak kaydığımız pistimiz vardı. sokaklarımız birer kayak pisti gibiydi. O zamanlar motorlu arabalar olmadığı için rahattık.. Yollara tuz dökülmezdi. Bizde aylarca o sertleşmiş, ezilmiş buzlu karın üzerinde kızaklarımızla kayar çok güzel günlerimiz geçerdi.

Neyse uzatmayayım. 7 yaşında ilkokula başlama çağımız geldi. Rahmetli dedem bana büyük ama çok saplam bir okul çantası yaptı.. Bu çanta biraz bana göre büyükçe geliyordu. Tıpkı hamam bavullarına benziyordu, Eskiden yokluk vardı şimdiki gibi çeşit çeşit suni deriden de olsa, o zamanda çantaların çoğu tahta`dandı. Deri çantayı kim alacak? pahalı idi ancak zengin kesim alabiliyordu.Deri eşyaları..

Gerçekten de eskiden kadınlar, o tahta bavullarla, mahalle hamamlarına giderlerdi. Tabi o zamanlar şimdiki gibi evlerde hertürlü küveti, jakuzisi olan banyolar yoktu. Bilhassa bizim orta direk mahallelerde birçok evin oturma odasında, bir taşlık dediğimiz, o zamanlar beton hakgetire, beton nedir bilmezdik.. Kaypak taşlardan oluşan düzletimiş, bir çukurun içinde banyolarımız vardı. Büyük kalaylı bakır leğenlerde hem çamaşırlarını hemde bizleri yıkarlardı. Büyükler ise bir tahta oturak üzerinde kendileri yıkanırdı. Yine büyük hazne dediğimiz banyo kazanlarımız vardı, bir pompalı gazocağının üstünde su ısıtarak banyomuzu yapardık.. Ekseri banyolarımızı da mahalle veya Bursa`mızın meşhur kaplıcalarına giderdik...Evde banyo işimiz bitince, annelerimiz o taşlığın üzerini tahta ile kapatır, üzerine kilim örter orada banyo varmı yok mu belli olmazdı..

Rahmetli babam biraz müsrif olmasına rağmen, rahmetli anacığım çok tutumlu bir kadındı. Bana bayramlık olarak babam`dan kalma pantolon, gömleklerini keser biçer bana göre elbise uydurur tertemiz giydirirdi. Sadece bayram`dan bayram`a babam kunduracı`ya gider bizlere ayakkabı alırdı..

Dediğim gibi okul`a başladık.. Aman Yarabbi!. ne sevinç.. okula gideceğim diye kuşlar gibi uçuyorum.

Ana`cığım, ilk sabah, beni banyomu yaptırdıktan sonra aynı bayramdaki gibi, tertemiz yeni elbiselerimi yeni ayakkabılarımı giydirdi. Elimde dede`min yaptığı o koca tahta okul çantamla beraber anneciğim, elimden tutarak okul`a getirip bıraktı, ve gerisin geriye eve döndü..

Şunu belirteyim, şaşırmamanız için; O zaman`lar şimdiki, gibi al çocuğunu beraberce 1-2 hafta çocukla beraber okula git, okulda, çocukla beraber derse gir.Yok öyle yağma!!.. O zamanlar eti senin kemiği benimdi..

Artık çocuk senin malın değil, okulun malı idi... Bizler okul bahçesinde toplandık, birzaman sonra müdür ve öğretmenler toplandılar, bizleri hizaya soktular 40`ar 50`şer grublar halinde isimlerimiz okunarak sınıflarımız ayrıldı. Sonra hersınıf sırayla kendi bulunduğu dersliklere girdik..


Önce şunu belirteyim. Okulumuz Setbaşı ilk okulu, o zamanlar ve hala daha şimdi bile Bursa`nın en kalite okuludur.. O okul`a muhit olarak setbaşı zengin, varlıklı ailelerin semti olması sebebiyle zengin tabaka`dan öğrenciler de çoğunlukta idi..

Okula girdik girmesine de daha sınıfa girerken bizim öğretmen kadın`dı, bir şuh kahkaha attı, beni ensemden tutup yanına çekerek, bütün sınıf arkadaşlarım önünde beni rezil etti..bakın tam 50 yıl oldu unutmuyorum...Elimdeki büyük tahta çantamla alay ederek...

Bu ne? Ulan!!.. Okula mı geldin hamam`a mı geldin? Annen nerde dışarıda mı? Hamama giderken buraya mı geldin?

Deyince, işte bende orada film koptu... Dünya`m karardı, gözlerimden yıldızlar çıktı, kan ter içinde nasıl bir ruh haliyle sıkıldım
anlatamam.. O an yer yarılsa yerin dibine gireceğim..

Uzatmayayım, O bir yıl`ı nasıl, ne şekilde geçirdiğimi inanın şimdi hatırlamıyorum. Yıl sonu geldi...Tabi ben başarısız olduğumun bile farkında değilim. Öğretmenimiz karnelerimizi dağıtıyor, ve çalışkan öğrencilere de kurdela takıyor, aşağı yukarı sınıfın tamamına yakınına kırmızı kurdelâlarını birer birer taktı.

Bizde çocukuz ya!!. Acaba bana ne zaman takacak diye merak ederken bir de baktım, kurdelalar bitti.. Ben başladım ağlamaya, benim ağladığımı gören öğretmenim geldi yanıma, sus ulan niye ağlıyorsun?

-Öğretmenim herkese kurdela taktın bana takmadın dedim. Haa!!. dur sen demek kurdelâ istiyorsun, unuttum dur ben sana bir kurdelâ getireyimde takayım, deyince içimi, birden bir sevinç kapladı. Baktım kısa bir süre sonra öğretmenim elinde mavi bir kurdelâ ile geldi, benim yakama kurdelâyı taktı..

Karneye bile bakmadan yakamda mavi kurdelâ ile o ipekçilik bayırını bir koşuyorum ki, göreceksiniz.. Kan ter içinde eve geldim. Hemen annem`e, Anne bak öğretmen`im bana kurdelâ taktı. Dedim...

Anacığım rahmetli, baktım yüzü sevinçten güleceğine bir mahzunlaştı. bana dönüp, bak oğlum dedi. Bu kurdelâ karnesi zayıf öğrencilere takılır, çalışkan öğrenciler kırmızı kurdelâ alırlar deyince ben yine yıkıldım..

O yıl, Orta derece ile zarzor sınıfımı geçmiştim. Ama ertesi yıl,artık o mimleme benim üzerimde kaldı ya!. artık iflâh etmedi. Öğretmenimden nefret etmeye başladım. Anlattığı dersler bir kulağımdan giriyor ötekinden çıkıyordu. Yine yıl sonu karneler ve ben istiyordum artık sınıfta kalmayı, yeter ki, O öğretmen`den kurtulayım.. Ve karnelerimizi aldığımızda, sınıfımda kalmıştım.

2 yıl boyunca, arkadaşım bile olmadı, sanki 2 yıl kendimde değildim. 2 yılım heba olmuştu.. çocukluğum, heveslerim, neşe`m yok olmuştu..

tekrar ertesi yıl diğer arkadaşlarım 3.ncü sınıfa başlarken ben 2.ci sınıfa başladım.. Öyle bir başlamak ki!!.. YüceAllah`ım!!.. Beni görmüş, beni hissedmiş, sanki bana annem gibi bir öğretmen göndermiş.. O da bayan dı.. Münevver öğretmenim, adı da kendisi de tam bir Münevver hanım...

Adeta benim içimi okuyor, tüm öğrenciler ve ben onu çok kısa zamanda sevdik.. Münevver hoca`m şimdi hakkın rahmetine kavuştu. Allah mekânını cennet etsin, ona yattığı yerde Cennet bahçelerinden bir köşk versin.Allah rahmet etsin... Diğerinin hala daha diyorum..Canı Cehenneme...

Münevver öğretmenim aynı zamanda çok iyi İngilizce`de biliyordu. ve bizlere 3.ncü sınıftan itibaren 3 yıl okul sonuna kadar ek ders olarak İngilizce öğretti. İnanın İlk okul`da, hele O küçük yaşlarda öğrenilen ingilizce hiç unutulmadığı gibi öğrenmeside çok kolay oluyor..

Okul Diploma töreninde hatta son merasimde ingilizce bir tiyatro oyunu sergiledik, zamanın Bursa gazetelerinde bizim sahne resimlerimiz çekilmişti..

Lise son`a kadar İngilizce kitabını açmadan, ingilizce derslerimde tam not alarak okullarımı tamamladım. Allah Münevver hoca`mdan razı olsun...

İşte kardeşlerim.. İlk okul ve İlk öğretmen, bir çocuğun hayatında çok ama çok önemli yer kaplar.. Bilhassa genç kardeşlerim çocuklarınız ilk okul çağına geldiğinde onları başıboş bırakmayın. hem evde, hemde okulda çocuklarınızla ilgilenin, bilhassa öğretmenlerini araştırın, nasıl biri? pskolojik sorunları var mı yok mu? öğrenin, geleceğin çocuklarınızı bilinçli, akıllı, aile ve okul terbiyesi verilmiş çocuklar olarak yetiştirin..


Saygılarımla,
Son olarak Mayıs 8, 4:36 pm tarihinde ibrahim KADEŞ tarafından güncellendi.
ÇALIŞIYOR GÖRÜNME, GÖRÜNMEDEN ÇALIŞ...


İbrahim Kadeş
Tüm zamanlar GMT +3 olarak ayarlı. Zaman şu an 8:29 am.